• mutluhocayaözgürlük

Zeynep Direk'ten Mektup Var: "Barış siyaseti yapan suçsuz bir insanın hapiste olmaması gerekirdi!"

En son güncellendiği tarih: Oca 22

Hafızamdaki Mutlu Öztürk’e dair ilk imge, Beyoğlu’ndaki Galatasaray Lisesi’nin Grand Cours’unda, bir teneffüs esnasında, onun duvar dibinden yürüyüp geçişi olsa gerek. 12. sınıftaydık, son senemizdi. Ben onu, şüphesiz, bizim 117 devremizin topografyası içerisinde bir bilinç kabarması olarak tarif edebilirdim. Zekasıyla övünen birisi değildi, ne Fransızcası mükemmeldi ne de çok başarılı bir öğrenci sayılırdı. Fakat, durumumuzu algılayış biçiminde bariz bir yükseklik vardı. Gülüşünden, bakışından belliydi bu. Onun gülüşünde hem içeriden hem de dışarıdan bakabilenlerin ruhunda bulunacak türde bir yarılma ve o yarıktan doğan bir algılama fazlalığı mevcuttu. Hani insan umudunu kaybetmeden içinde bulunduğumuz en kötü duruma bile gülebilir ya, işte nereden geldiğini söyleyemeyeceğim halde böylece tarif edebileceğim bir güç vardı onda. Göreli bir şeyden bahsediyorum elbette: Onun, bizim gördüğümüzden daha fazlasını gördüğünü sezmekle ilgili bu. Biz derken kimi kastediyorum? Grand Cours’daki diğerleri olacak yanıtım. Onun tarafından görülmenin yarattığı tekinsizliği çoğunluk yaşamıyordu, ama ben o zamandan beri her karşılaştığımızda yaşadım.


Boğaziçi Üniversitesi’nde okuduk aynı yıllarda. Ben felsefe okuyordum, Mutlu ise tarih okuyordu. Tarih ile Mutlu arasında nasıl bir ilişki olabileceğini o yıllarda ben pek anlayamıyordum. Her şeyin benim için açıklığa kavuşacağı gün, yıllar sonra, bir 24 Kasım Dünya Felsefe Günü kutlaması oldu. Organizasyonu Koç Üniversitesi Felsefe Bölümü yapmıştı. Liseler arası Felsefe Platformları ile büyük bir amfideydik. Mutlu bir atölye çalışması yapmak için sahneye çıktı. O zamana kadar hiç bilmediğim, görüşmediğimiz yılların birikimi olsa gerek, oldukça yoğun bir enerjisi vardı. Aristoteles’in düşüncesine göndermeyle bu enerjiye ‘serpilme’, ‘yetkinliğe erişme’ derim bugün. Mutlu kapasitesinin doruğuna erişmenin her hangi bir varlığa kazandıracağı parıltılı güzelliğe sahip olmuştu.


Bir kolaylaştırıcı olarak hazırlıklı, planlı, güvenli, demokratik katılıma izin veren, ezber bozan bir atölye çalışması yaptı ki, bu çalışmaya dekonstrüktif bir tarih okuması veya çok iyi bir eleştirel düşünme dersi örneği denebilirdi. Bu deneyim sadece bende değil, onu izleyen herkeste silinmez bir iz bırakacak kadar güçlüydü.

Mutlu’nun hapiste olduğu gerçeği her gün aklıma geliyor ve her defasında sanki beynime bir iğne batırılıyormuşçasına acı hissediyorum. Mantıksızlığın, akılsızlığın, saçmalığın acısı işte bu. Barış siyaseti yapan suçsuz bir insanın hapiste olmaması gerekirdi! Böyle bir saçmalık olsa olsa hepimizin özerkliğini yok etme yolunda bir adım olabilir. Özerklik babanın, kurumların, bilgi disiplinlerinin ve devletin otoritesini sorgulamadan kazanılabilecek bir şey değil. Kendi kendimizi yönetmek için sorgulayabilme ve itiraz edebilme gücümüzü korumak zorundayız. Mutlu’nun hapsedilmesi bana bu vasıfların hapsedilmesi gibi görünüyor.

Mutlu gibi o kadar çok insan var ki geçerli bir sebep olmadığı halde tutsak edilen, o bir örnek sadece.


Sevgili Mutlu, özgürlüğüne kavuştuğun günü ben de hasretle bekliyorum.


Zeynep Direk

Akademisyen


0 görüntüleme
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now