• mutluhocayaözgürlük

Turgut Erçetin'den Mektup Var: "Bizim oralarda öğretmen olmanın hikâyesi"

En son güncellendiği tarih: Şub 10

Ben Mutlu Hoca’yı tanıdığımda bizim buralar hep uçsuz bucaksız tarlaydı ... Ama bugün ile aynı olan türlü halleri de vardı, bizim oraların. Bağzı şeyler hiç değişemedi veya hiç kahrolamadı.


Mesela bizim oralar tıpkı bugünkü gibi bir asker, ve belki bir Türk, ve de belki bir erkek olarak doğamadıkları için kendi çocuklarını cezalandıran topraklardı. ‘Belkilerin kol gezdiği bu saatte ...’, der ya şair; zaman tam da öyle bir saatte durmuş olduğundan mıdır nedir, tıpkı şimdiki gibi o günlerde de sadece çocuk olarak doğmaya iznin olmadığı topraklardı bizim oralar. Ve işte doğamayan bu her çocuk birbirini bulduğunda, bir katilin bile bir zaman çocuk olduğunu yine sadece direnenlerin hatırladığı topraklardı bizim oralar... Devlet yine hep iyi halden, kötüler ise hallerin iyicesinden yırtardı. Tıpkı bugün olduğu gibi ... Ne var ki, direnenlerin yaktığı her ağıtın Ocak’tan Aralık’a başka başka ağıtlarla tutuşabildiği topraklardı da bizim oralar... O yüzdendir belki hala hep böyle bir yangın yeri gibidir bizim oralar.


İşte buralar hep tarlayken daha, bir öğretmen olarak tanıdım Mutlu Hoca’yı ben. O zamanlar da, öteki olmanın cezası büyüktü. Daha öteki beridekine karışamadan, o bahsettiğim doğamayan ama ölmeyen de çocukların haklarında kalemler gıyaplarında kırılıveriyordu ... Hala da öyledir. Ama işte o zamanlar Mutlu Hoca’lar vardı. Azlardı, ama tek değillerdi. Belki bugün de öyledir.

Onlar kırık her kalemin yerine bir yenisini uzatırlardı o çocuklara. Ve o çocuklar kendi hikayelerini yazarak kendi kendilerine yeniden doğardı... Belki bu hikayelerin kısa bir tanesi de şimdi okuduğunuz bu hikaye.


O aynı şiirde ‘ağıtlarla kutlanırdı İsa-doğdu gecesi ...’, der ya şair; işte bizim bu doğuşlarımız ağıtlarla değil hep bir korkuyla kutlanırdı. Neden sonra, birbirimizin yazdığı hikayeleri okudukça anlardık ki, korkmak dediğin insani bir şeymiş aslında. Bir duyguymuş çünkü ... Dahası, bizi bir araya getiren duygulardan biriymiş korku. Korkaklık, öte yandan başka bir şeymiş. Çünkü siyasi bir fikrin karakter olmuş haliymiş. O zamanlardan beridir tek tek değil hep beraber korkmayı öğrenir olduk. Ama dedik ki içimizden tek bir kişi dahi korkak olmasın.


Yitirdiğimiz çok şey oldu... Beraber büyüdüğümüz ve de hiç tanışmadığımız arkadaşlarımız, bildiğimiz ve bilmediğimiz hayatlarımız, yazılmış ve daha yazılmamış hikayelerimiz... Ama biz yitirdiklerimizi hiç gömmedik. Hep bir yerlere ektik ... Diyorum ya, ben Mutlu Hoca’yı ilk tanıdığımda buralar böyle hep tarlaydı. Onların tarlasıydı... Hep ekindi buralar. Şimdi o ekinler boy verdi. Hani deyişte der ya ozan, ‘çapa vurulmadık bu topraklara ilkbaharda tohum ekilir bir gün’ diye; işte bizim oralarda öğretmen olmanın hikayesi biraz da bu galiba...


Mutlu Hoca’nın ilk duruşması 21 Şubat’mış ... Bu sene ilk cemre o günlerde düşecek havaya. Sonraki sene başka cemreler, ondan sonraki sene ise başka başka cemreler hep düşecek havaya, suya ve de toprağa ...

Ve ekinler hep öyle büyüyecek.


Turgut Erçetin




104 görüntüleme
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now