• mutluhocayaözgürlük

Midran Yokuş'tan Mektup Var: "Dar günün ömrü kısa olur"


“Mektup yazarım mektup

Üzerini pullarım

Ben yazarken ağladım

Sen okurken ağlama.”


Sevgili Mutlu,


Haberleşme aracının mektup olduğu dönemlerde duyguların, istemlerin, sevginin, sitemin kâğıda yazılıp zarfla gönderilmesi insan hayatında yaygın ve önemli bir yer tutar. Senin de doğup büyüdüğün köyümüzde 1930’larda okur yazar sayısı iki üç kişiyi geçmez. Latin harfleriyle okuma yazma bilenlerin, gönülleri rahmet istedi; Osman Efendi, Hamdi Odabaşı, Aziz Eğitmen ve deden Sinan Öztürk’ün olduğu söylenirdi. Askerde okuma yazma öğrenip köye döndüğünde eğitmenlik yapan Halit Hoca bizim de öğretmenimiz oldu. Eski yazıyı bilenler rahmetlik Molla Yusuf, Haydar Dayı ve Dengbej Xıdê Dayı’ydı.

....

Mektup söz konusu olunca, Birvan’da yetmiş yıl önce, askerde ya da gurbettekilerin anne babasına yazdıkları mektuplardan bir tanesini Silivri F-5 No’lu koğuşa gönderme zamanıdır diye düşündüm:

“…Gönderdiğiniz sizin kadar kıymetli mektubunuzu aldım. Evvela mahsus selam eder, gülden nazik ellerinizden öper, iyi olmanızı Cenab-ı Hak’tan niyaz eylerim”, diye başlar, onlara karşı olan saygılarında ötürü, eşine ve çocuklarına selam gönderirken, isimlerini yazmaktan utandığı için “Ev halkına ve torunlarınıza selam ederim. Babama selam ederim ellerinden öperim. Anneme selam eder ellerinden öperim. Dayıma selam eder ellerinden öperim. Kapı komşuların cümlesine selam ederim, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim” diye sonlanırdı.

….

Mutlucuğum biliyorum, nasılsa okumaya vaktin çok. Öyleyse, evin gelininin askerdeki eşine yazdığı mektuptan da kısaca söz edeyim:


“Kaynatam odada otiri. Onun için ahıra gettım bu satırları sana gizli yazim. Biraz da korğim. Ben bu mektubu boz öküzün yanında yazim. Ne zaman geleceksin izina? Seni dört gözle beklirem. Yarın, Fatêyle (senin babaannen) Baği Valeye badem çırpmaya gideriz. Ağa sen bana demiştin diye ben de Fatêye dedim. Dedim ki Ağam on beş gün sonra izine geli. Hadi bu on beş gün olmasın, kırk beş gün olsun. Sen orada ben burada bu böyle olmaz. Yerin dibine batsın böyle kader. Eeee… Fatê dedi ki ‘dar günün ömrü kısa olur’ Efkârlanma. Sefil kalma. Ayipoli ama, çok özledim. Gözlerinden öpmüşüm...”


Bu mektuptan sonra tek kelime bile fazla olur. Aradan yetmiş yıl sonra mektupların tekrar bu denli değer kazandığına sevinir miyiz, üzülür müyüz; doğrusu bilemiyorum. Sana yazan dostların mektuplarını titizlikle koru.


Umarım ve dilerim, 20 Şubat gecesi havaya düşen cemreyle 21 Şubat’ın sabahında da Silivri F-5 No’lu mahpushanenin kapıları açılır ve özgürlüğüne kavuşmanın sevincini hep birlikte yaşarız.


Selamlarımızla öpüyoruz.


Midran Yokuş




This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now