• mutluhocayaözgürlük

İbrahim Alp'ten Mektup Var: "Şarap ve Kilim Olsun Hikayemiz"

Baktığını görürsün. John Berger de “bakmasını bilirsen başka şeyler de görürsün” diyor. Hani abartıya kaçarsa yazının düzeni , bozulursa da şaraptandır. Çocuk çocuk büyüyenlerdendik. O kadar kusurumuz da olsun değil mi? Jırki motifi işleyen kadınlar, kilimlerine bir duygu bırakırlarmış. Halı da hata diye kabul edilse de ruh halimizin başkaldırısı olsun şarap ve kilim.


Bir Mutlu biyografisi olsun, kara düzen olsun ama. Biliyorsun işte, köyümüz eski Ermeni yerleşimi olan bir köydü. Sizin bahçenizin adı bile hâlâ o adla anılır (Baği Ampo). Kürtçeyle karıştırılmış bir bahçenin çocuklarıyız, öyle anlaşılsın. Mektup açık olunca biraz daha açmak lazım değil mi? Siz de her yıl köye gelirdiniz. Hepimiz gibi Kürtçe bilmeyen Kürtleriydik bahçemizin.


İstanbul lisanıyla konuşmalarınız hayranlık uyandırırdı. Hani gizli gizli de kıskanırdık sizi. Sen de bize uyum sağlamak için köy ağzıyla konuşmaya çalıştıkça İngiliz bir turiste benzerdi aksanın. Bu işin mizah kısmıydı. Ho Şi Minh’in şiirindeki gibi “ağır başlı bir okul olan hapishaneler”i gülümsetmek lazım değil mi? Umarım bu mektubu dostlarına da okursun. Gülümsemek için.


Her neyse. Dedim ya çok çocuk kalanlar olmak istiyorum sana yazarken. Oradan başlarsak, umutlarımızı arama şansımız da olur belki. Çocuktuk ama büyüklerimize benzemek için de can atardık. Bize kitaplar verirlerdi, biz de bir ağacın gölgesinde okurduk. En güzel okuyana, anlatana kıymet verilirdi. Seni bilmem ama ben ezbere anlattığım kitaplarda bir şey anlamazdım. Değişim – zıtların birliği – nicel – nitel birikim. Ezbere anlatmıştım o kitabı ama sanırım bize verilen kitapları ağabeylerimizin de anladığını düşünmüyorum. Anlamış olsalardı senin için bir şeyler yazmalıydılar.

İçimize işlemiş olan devlet görgüsü eninde sonunda bizi teslim alıyor ne yazık ki. Belki de kuşağımız cinayet mahalline dönen hayatlarının katilleri haline getirilmiştir. Bir intihar durumu anlayacağın. Eylül darbesi olduğunda bir abimiz “niye devrim olmadı” dediğinde bize verdikleri kitapları anlamamış olduklarına kanaat getirmem bundandı. Biraz da intihar ve cellat hikâyesinin etkisi var tabi.


Köyün kimi kızlarına âşık olurduk ağabeylerimizden gizli. Ama bunu bir tek biz bilirdik. Diyarbakır kırıklarının “çaktırırmıyım” cinsinden. Bir yazımda şöyle demiştim: Demek ki aşk yasaklar arasında gelişen bir şeymiş. Bir yandan köyün kast hali, bir yandan büyüklerimiz ahlak anlayışı. Şimdi dönüp bakıyorum da bütün ahlak kurallarının içinde bir devlet çıkıyor karşımıza. İntiharımızın failleri diyelim bu bölüme.


Neyse. Zaman değişti farklı farklı yerlerde büyüyen ağaçlar olduk. Evsizdim, arayıp buldum seni biliyorsun. Eylül tufanı geçmişti, zaman değişmişti biz büyümüştük. Bana Boğaziçi Üniversitesi’nde kalacak bir yer ayarladın.


Bazen küçük dokunuşların insan hayatında nelere mal olduğunu bilemezsin. Yani büyüklerimize benzemekten vazgeçtiğimiz zamanlar. Naif bir adamdın, bunları söylemek senin mahpusluğuna denk gelmemeliydi. Olmadı bir türlü, ne yapalım. Ben de halimce şairdim. Hani yazdıkların şiir değil diyemedin ama Edebiyat Dostları, Adam Sanat, Varlık dergilerini okumamı önerdin. Ha unutmadan Hilmi Yavuz’un “Doğu Şiirleri”ni de sen önermiştin.


Tabi senin söylediklerini okudukça yazdıklarımın yazmak olmadığını kavramam uzun zaman almadı. Minnetarım. Eğer yanılmıyorsam, Mimesis diye bir tiyatro dergisi ve Folklora Doğru diye bir dergi çıkarıyordunuz. Yurtta kaldığım sürece yaptığınız entelektüel tartışmaların büyük katkısı oldu. Neleri bilmem gerektiği konusunda yol göstericiydi. Son olarak, Nazım’ın “Jakond ile Si-Ya-U” ve “Benerci Kendini Niçin Öldürdü?” adlı müzikal gösterinizi izlemiştim. Yaptığınız işlerin derinliğini ve yazmak konusundaki cehaletimi senin çevrende ve birikiminden öğrendiğimi söylemeliyim. Üç beş kelam ediyorsam senin oradaki deneyimimin çok büyük etkisi var. Sevgili dostum, yüzleşmeyse yüzleşme. Her sözün her deneyimin mirasını sahibine teslim etmek lazım. Seninle bunları konuşamadık.


Çocuk kaldığımız ama gençleştiğimiz bir dönemde köyde Orhan Tekin’in bahçe havuzuna dizilip rakı içmiştik, bence bunu bir kere daha denemeliyiz. Gençliğimize dair en son hatırladığım bu. Tabi sonrasında sizin yurtta kalmam uzun sürmemişti. Hafta sonları kaldığınız evde kalmamı sağladın. Bunun ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu şimdi anlıyorum. Yanılmıyorsam şimdinin Kardeş Türküleri gurubunun üyeleriydi çoğunlukla. Bir pikap vardı, “Sabah Türküsü” adlı plağı dinlerdim sık sık. Sana yazarken de şimdi öyle yapıyorum. Ama plaktan değil.


Bir yazımda şöyle demiştim: "Kelimelerin yaşayan bir şey olduğunu düşünürseniz çığlıklarını da duyabilirsiniz." Hadi şöyle diyelim o zaman: "Sevgili devlet; adaletli olursanız belki şirinleri de görebilirsiniz. Torunlarınıza anlatacak bir anınız olur belki."


Son not: Şubat 21 de duruşman var diye okudum Duvar Gazetesi’nde. Şirinleri görüp görmemek arasında bir yargılama diyelim buna. Sevgili dostum, belki daha fazladır yazacaklarım, kısa keseyim. Yazıda bir eksik ve kusur varsa, şarap ve kilimdendir.


Bir isteğin olursa iletirsen sevinirim.


Seni sevgiyle dostlukla öpüyorum.

İbrahim Alp




0 görüntüleme
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now