• mutluhocayaözgürlük

Behçet Çelik'ten Mektup Var: "Bazı şeyleri anlatmak hiç kolay değil"

En son güncellendiği tarih: Şub 10

Mutlu Hocam,


Oturup hiç sohbet edemedik sizinle, ama çoktandır tanıyoruz birbirimizi. Yanlış hatırlamıyorsam birkaç kez karşılaşıp merhabalaştık, o kadar. Adınız her geçtiğinde Kadıköy’deki rastlaşmamızda nasıl da içten gülümsediğiniz geliyor aklıma. Ortak arkadaşlarımızdan çok duydum sizi, hep sitayişle geçti bahsiniz. Ama benim için en önemlisi öğrencilerinizin ulaştırdığı selamınızdı. Çeşitli okullardan gelen lise öğrencileriyle Sabahattin Ali’nin öyküleri üzerine yaptığımız bir çalışmaya sizin birkaç öğrenciniz de katılmış, ara verdiğimizde yanıma gelip selamınızı iletmişlerdi. Tarih öğretmeni olduğunuzu biliyordum, edebiyata meraklı öğrencilerinizle kitaplar, öyküler vs üzerine de sohbetiniz olduğunu düşünüp onlar adına mutlu olmuştum; kendi adıma da tabii.


Öğrencilerinize tarih derslerini de sevdirdiğinizi tahmin ediyorum; sizden söz ederken gözleri parlıyordu. Benimse ortaokul lise boyunca tarih en sevmediğim dersti. Bir sene pazartesi sabahları ilk iki dersin tarih olduğunu hatırlıyorum. Nasıl bir kâbus olduğunu tahmin edersiniz, 12 Eylül’ün birkaç yıl sonrasıydı, çatık kaşlı, otoriter bir tarih öğretmenimiz vardı ve haftanın ilk ders saatleri… Çok sonraları tarihin ne muazzam bir alan olduğunu kavradığımda onca sene kim bilir kaç saatimizin baştan sona hamasetten ibaret gevezeliklerle ziyan olduğunu düşündüm. Sizin öğrencilerinizin böyle hissetmeyeceklerinden eminim. Tarihin olup bitmiş olayların anlatımı olmadığını, her an yazıldığını, sürdüğünü, süreceğini, şimdinin ve geleceğin de tarih bilimin konusu olduğunu anlatmışsınızdır onlara, kıskanmamak elde değil.


Gelgelelim, bazı şeyleri anlatmak hiç kolay değil. Barış istediğiniz için, daha fazla insan ölmesin diye söylediklerinizden ötürü aylardır tutuklu olduğunuzu anlatabilmek çok zor buraları bilmeyenlere. “Savaşa Hayır!” sözünün herhangi bir ceza kanununda herhangi bir suç tipine girebileceğini tahayyül etmelerini beklemek imkânsız.


Sevgili Hocam,

edebiyat gibi sinemaya da yakın ilginiz olduğunu okudum, bilmem televizyon dizilerine de ilginiz var mı? Geçenlerde seyrettiğim popüler bir diziden söz etmek istiyorum size. Dizinin adı Doctor Who, belki biliyorsunuzdur, bir bilim kurgu dizisi. Sadece gezegenler, galaksiler arası değil zamanda da yolculuk eden, geçmişe ve geleceğe gidebilen bir “zaman lordu”nun –son Doktor kadın olduğu için artık bir “zaman leydisi”nin– başından geçenler anlatılır. Amansız bir barış yanlısıdır Doktor, silahları, savaşları hiç sevmez. Çok büyük savaşlara tanık olmuştur, gözlerini yumduğunda hiç kimsenin sayamayacağı kadar çok çığlık duyduğunu söyler savaş yanlısı birisine. “Bunca acıyı ne yapacaksın?” diye sorduktan sonra, “Ne yapacağını söyleyeyim mi,” der, “ellerini yakana dek sımsıkı tutacaksın ve sonra diyeceksin ki, ‘Hiç kimse bir daha böyle bir şey yaşamak zorunda kalmasın, kimse bu acıyı duymasın.’” Peşinden, “İlk atış sırasında kendini ne kadar haklı bulduğunun hiçbir önemi yok,” diye devam eder, “kimlerin öleceği hakkında hiçbir fikrin yok çünkü, kaç hayatın parçalanacağının, kaç kalbin kırılacağının…”


Büyük savaşlara, acılara, yıkımlara tanık olmuş Doktor’un bile en uzak, en saçma galaksilerde, zamanın herhangi bir anında barış talebi nedeniyle yargılananlara tanık olduğunu zannetmiyorum. Ne var ki barış isteyenlerin yargılanması bizim buralar için o kadar da şaşırtıcı değil; 1950’lerde Behice Hanımların Barışseverler Cemiyeti’nin başına geldi, 12 Eylül zamanı Barış Derneği’nin. 1990’da da 16 yaşındaki N. A. yaşamıştı bunu. Hatırlarsınız, Bulutsuzluk Özlemi’nin “Devran Dönüyor” isimli şarkısında da bahsi geçer N.A.’nın: “Bizim oralarda savaşa hayır diyenler var ne güzel, onları yargılayanlar var.”


Özgürlüğünüze bir an önce ulaşmanız dileğiyle…


Sevgilerimle,


-Behçet




210 görüntüleme
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now