• mutluhocayaözgürlük

Alara Çakmakçı'dan Mektup Var: "Karanlık okul koridorlarıyla loş mahalle kahveleri arası mekik"

En son güncellendiği tarih: Şub 10

Canım Mutlu,

Karanlık okul koridorlarıyla loş mahalle kahveleri arası mekikte başlayıp şimdi tam on seneyi bulduğunu fark ettiğim zamanları anlatmayı bırak, hatırlamaya hangi kelimelerle girişeceğimi bilmiyorum. O yüzden orta yerinden, paldır kültür hatırlıyorum izninle.


Bir sınıf:


Köle sahipleriyle felsefe sahipleri ve yıkılıp giden kentler, tarihe gömülen koca koca atlar, tarihin bir bilim olup olamayacağı, “zor meseleleri” (okuldan atılmadan) sınıfta konuşabilmek, dinlemek, sormak, gülmek, sinirlenmek – ki bu son dörtlü, sanırım yalnızca sınıfta değil, mektubun devamında, zihnimin senin içinde olduğun mekanlarının hepsinin olmazsa olmazı olacak – o captain my captain’cılığımız, sonra bununla da dalga geçişimiz, senin son saatte sınav yapman ardından toparlanıp hep beraber Veli Dayımıza gidişimiz, onun o buğulu camlı… (Aa, sınıftan çıkmışız bak!)


Bir mahalle kahvesi:


Hadi adını da verelim, Elmadağ’da Kaymak Kıraathanemiz. Bahar aylarında o her geçen gün gittikçe daha da eğimlendiğine inandığım kaldırımında, soğuk kış ayları da (artık soğuk bile değil kışlar) çayın dumanından buğulanan camının ardında, masa üzeri yığınla kitapla dolu o kahvemiz, ki bence hakiki okulumuz. Düşünüyorum da, o bitmez tükenmez, etrafındaki herkese iyi gelen neşeni, enerjini (ya da bazen öfkeni) aktarabileceğin ne güzel bir meslek, tam bir biçilmiş kaftan,, öğretmenlik. Meselenin sadece sınıf olmadığını, hatta meselenin hiç mi hiç sınıf olmadığını (mekân olarak dört duvarlı sınıf diyorum bak😊) her an yeniden yeniden kuran, inşa eden birisin benim için ve eminim ki onlarca başka öğrencin için. Ben ama en azından, kendi adıma, meselenin insanları sevmek, onlarla dayanışmak, yan yana gelmek, dinlemek, bakmak olduğunu senden öğrendim. Bu, tarihi tanıklıklar, belgeler, majör anlatılar değil de “minik” insanların tarihi açısından da böyle, yolda, sokakta, okulda, mahallede, barda, meyhanede insanlarla kurduğun ilişkide de böyle. Dinlemek, kulak vermek, bakmak… hiç değilse bunların yollarını aramak. Zannımca daha da önemli bir şey öğretemez kimse kimseye. Müteşekkirim.


Bir rüya:


Çıkmışsın. Senin on dakika bile durmanın saçma olduğu o yerden çıkmışsın. Nasıl kalabalığız, nasıl seviniyorum, nasıl seviniyoruz, nasıl sarılıyoruz, diyoruz ki akşama o zaman, Beyoğlu’na!


Bir Beyoğlu:


Ayrıntıları vermeyeyim. Mekanı az çok tahayyül ediyoruzdur. Masamızın üzeri dopdolu. Arkada çalan şarkılar markılar bunlardan da bahsetmeyeyim. Hafif duman altı tabii ki. Ama n’oluyor biliyor musun? Hiç susulmuyor o akşam. Gülünüyor, kahkahalar atılıyor, sen konuşuyor konuşuyorsun herkes araya girebildikçe konuşuyor, belki bir burukluk var, belki sonra bir hüzün var,, ama hiç susulmuyor o akşam. Sen çıkacaksın hem çabuk çabuk olacak bu ve sonra o hep çok sevdiğim öğretmenliğini yapacaksın, sınıflarda, kahvelerde, meyhanelerde, toplantılarda…


Şu an tutulduğun yerin, senden hiçbir şey götüremeyeceğini bilmenin verdiği umutla,

Sevgiyle,


Alara Çakmakçı




185 görüntüleme
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now